NEREYE BU GİDİŞ…

NEREYE BU GİDİŞ

Bu yazıda kaleme alacaklarım öncelikli olarak kendi nefsimi hedef almıştır. Şahsım adına, besmelenin tekrar zikredilişi ve yeniden ayağa kalkışın bir müsebbibi olması açısından önemlidir.

Bu yazıyı, kendisini “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.”(Ali İmran –104) ayetindeki gibi bir topluluk içerisine atfeden, siz okuyucular açısından da “Ancak iman edenler, salih amel(iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”(Asr-3) ayetindeki gibi hakkı ve sabrı tavsiye hükmünde değerlendirilmesini önemle rica ediyorum. Aksi takdirde haddimi aştığımı düşünürseniz de haklarınızı şimdiden helal ediniz.

“Hayatımızı 7/24 bir düzen üzere inşa etmemiz gerekmektedir.”

Bu yazının ana temasını oluşturan Tevbe Suresi 24. ayettir.

Bu ayette bahsi geçen “düzen” ifadesi, içerisinde büyük bir yer işgal eden belli başlı kavramları gözümüzün önüne koyuyor.

Allah(c.c), resulü Muhammed(s.a.v) aracılığıyla dini kemale erdirmiş ve hak/batıl savaşının tüm ana hatlarını ortadan kalın bir çizgiyle çizmiştir.

Müslümanlar, hak ile batıl savaşının var olduğu her dönemde belli kavramlarla imtihan olunmuşlardır. Bu kavramlar her dönem farklı şekillerde cereyan etmiş ve müslümanların önemli imtihanları olmuştur.

Allah(c.c) bu imtihan edildiğimiz kavramlardan bazılarını “De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe – 24) ayetindeki gibi net bir şekilde ortaya koymuştur.

Nedir bu imtihan edildiğimiz kavramlarımız?

Babalarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz, eşlerimiz, aşiretimiz, kazandığımız mallar, az kar getireceğinden korktuğumuz ticaretimiz, hoşumuza giden evler

Bunlar tarih boyunca bazen biri bazen birkaçı bazen de hepsi imtihan sebeplerimizi oluşturmuştur.

Babalarımız; Özelde baba, genelde ise “ata” olarak ifade edebileceğimiz bütün kişileri kapsar. Baba, her dönem aile içerisinde otorite merkezidir. Desteğini aldığımızda büyük bir kazanımdır. Fikirlerimize, söylemlerimize ve eylemlerimize ters düştüğünde ise, aile içerisinde aşılması gereken en büyük problemdir.

Atalara karşı takınılacak tavır ise, baba özelinde aile açısından Kuran-ı Kerim’in bize öğrettiği usulü şudur: “(Babacığım!) Sana selam olsun, ben senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.” (Meryem, 19/47)

Ayrıca muhatabımız varoluş kaynaklarımızdan biri olan anne ve babalarımız olunca Ali İmran-159. ayet daha da anlamlı oluyor: “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.(Ali İmran -159)

Burada bahsi geçen yumuşak söylem ve davranış bizler için önemlidir. Hele bir de bu ayeti “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar.“(Müddessir Suresi 1-2) ayetiyle birlikte değerlendirirsek burada kalkıp uyarma eylemi, en yakınlarımız olarak gördüğümüz baba ve anne için bizler açısından çok daha önemli hale geliyor.

Baba ve annenin en yakınlarımız olduğunu unutmadan onlar için mağfiret dileyerek yumuşak söylem ve davranışlarla tebliğde bulunmak imtihanımız açısından önemlidir.

Atalara karşı unutmamamız gereken bir başka konu ise, itaat konusundaki sınırlarımızdır: Lokman (a.s)’ın kıssasındaki (İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” “Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.”(Lokman -14 ve 15) sınır önemlidir.

Buraya kadar bahsettiğimiz hususlar yukarıda da belirttiğimiz gibi aile fertlerinin geneli (baba, anne, kardeş, eşlerimiz) açısından izlenmesi gereken bir yoldur.

Eşlerimiz; yine Kuran-ı Kerim’de birçok kez imtihan vesilesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hz. Nuh (a.s)’ın eşi ve Hz. Lut (a.s)’ın eşi örnek olarak bunlardan sadece ikisidir…

Zaman içerisinde eşlerin birbirileriyle olan imtihanları daha fazla öne çıkmıştır. Bu imtihanları daha iyi anlatabilmek için günümüzde “evlilik” meselesinin daha detaylı olarak anlatılması, yazılması ve müzakere edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Neden evlilik ve nasıl bir evlilik?

Birbirlerinin dünya hayatını ilahi vahye göre nizam edip ahirette de cennete götürecek bir beraberlik mi yoksa dünya hayatında birbirlerinin ayaklarına bağ olup cehennem ateşine yuvarlanma vesilesi olacak bir birliktelik mi?

Bunların hepsinin cevabı müslümanın evliliğe yüklediği anlamda saklıdır. Eşler yeri geldiğinde durmaları gereken yerleri iyi bilmeliler.

“Seküler anlayışın dişlileri arasında gerçekleşen evlilikler geleceğe ne kadar umutla baktığımızın göstergesidir.”

 Seküler anlayış; Eşlerimizi(Kadınlarımızı) günümüz içerisinde evlerinden dışarı çıkmaya zorlayan, bunu da “kendi ayakları üzerinde durabilen” gibi pohpohlayıcı bir algı içerisinde yürütmektedir.

Bu anlayış, elindeki en büyük silah olan ekonomiyi “geçim sıkıntısına” dönüştürerek erkeği çaresiz ve başarısız bir varlık haline dönüştürür. Erkeği, kadının çalışmasına mahkûm eden bir hale sokar. Evlilikler “Kadının çalışmasına nasıl bakıyorsun?” gibi önemsiz ve gereksiz soruların gölgesinde müzakere edilir hale gelmiştir/gelir.

Erkek evlilikten ne murad eder? Kadın evlilikten ne murad eder?

***Kanaat etmeyen, şükretmeyi unutmuş bir nesil yetiştiğini unutmamak gerekir. Bir tarafta evlenebilmek için gecesini gündüzüne katmaya çalışan ümitsiz bir ‘erkek’; diğer tarafta “-Onların her şeyi var, benim neden olmasın?” diyerek istediği hayatı sunabilecek bir eş bekleyen ve hayatını ileriye öteleyen bir kadın nesli…

Nihayetinde borç bataklığının içerisinde gerçekleşen bir evlilik ve kanaat etmeyi bilmeyen bir neslin borç yükü altında isyan etmemesi için hiçbir neden kalmamıştır. Rahat edebilmek için kadın artık evden çıkması gereken özgür bir ferttir.(!)

Evin her türlü geçimini sağlamakla yükümlü olan erkek artık bu yükümlülüğü eşiyle birlikte yerine getirmesi gerekmektedir. Ahlaklı bir neslin yetişmesi için önemli olan “anne” artık evinde çocuklarının başında değildir. Çocuklar artık anaokulu, kreş ya da teknolojinin kucağında kendilerine yeni bir yaşam kurmaya çalışmaktadırlar.

Bütün bu keşmekeşin içerisinde tebliğde bulunacak bireyler için ‘eşler’ çok ciddi bir imtihan haline gelmişler ve imtihan açısından her dönem ilk sırlarda yer almışlardır…

  •   Eve ayrılmayan vakitler…
  •   Zaten bütün hafta çalışması…
  •   Boşa harcanacak vaktin olmaması….

Az kâr getirmesinden korktuğumuz ticaretimiz…

Burada ticaret sadece dükkân sahibi olmak ya da alım satım işleriyle uğraşmak olarak algılanmamalı diye düşünüyorum. Rızkımızı sağladığımız her türlü meşguliyet bu anlamda değerlendirilmelidir. İnsanın belli bir ücret karşılığı rızkını sağladığı işler de dâhildir.

Bu konu da yine başlı başına bir araştırma konusudur aslında. Rızkımızı kazanacağımız yeri seçerken göz önünde bulunduracağımız kriterlerle başlar bu imtihan:

– İş hayatında işverenin ve çalışanların hakkının gözetilmesi gibi ince bir çizgi üzerinde ilerlerken, karşılaştığımız yanlışlara ve hatalara karşı takınmamız gereken duruşla devam eder…

Bütün bunların ışığında hayatımız aslında Tevbe-24* içerisinde cereyan eder…

Öyle bir hayat nizam edelim ki nerede olursak olalım “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun.”(Ali İmran–104) ayetindeki topluluğun bir parçası olalım.

En yakınımızdan olmak üzere her daim bir “Tevhidi” inşa sürecinin olması gerekliliği zihnimizde yer edinmelidir.

Eğer iyiliği emredecek bir topluluk içerisinde olacaksak, aşağıdaki hayatımızı oluşturan temel konularda her daim tebliğin devamlılığını esas almamız gerekir.

Anne babayla hukuk…

Aşiretimizle hukuk….

Eşlerimizle hukuk…

Ticaretimizle hukuk…

Elde etmek için bir hayatı tükettiğimiz mülklerle hukukumuz…

Bu öyle bir topluluk olmalı ki…

Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Ali İmran-103)

Tevbe-24 yeniden ve her dem okunması gereken bir ayettir.

Selam ve dua ile…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir